Figen Şakacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Figen Şakacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2017 Çarşamba

HAYRİYE HANIM'I KİM ÇALDI - Figen Şakacı


172 sayfa
İletişim Yayınları
Roman

Bitirgen ile çocukluğuna, Pala Hayriye ile gençliğine ve orta yaşlarına şahit olduğumuz Hayriye artık yaşlı bir kadındır...

Amerika'da yaşayan yakın arkadaşı Rüya, Hayriye'den haber alamayınca merak eder ve İstanbul'a, Hayriye'yi görmeye gelir.

Ama çaldığı kapının arkasında Hayriye yoktur. Üst komşudan evin anahtarını alır ve Hayriye'yi beklemeye, bekleyiş uzun sürünce de onun evinde yaşamaya başlar.

26 Eylül 2014 Cuma

PALA HAYRİYE- Figen Şakacı




İletişim Yayınları
175 sayfa
1. ve 2. Baskı 2014


Ah Hayriye, Pala Hayriye, yüreğimi inceden sızlatan Hayriye...

Bitirgen'le çocukluğunu okuduğumuz Hayriye'nin, bu defa da genç kızlıktan kadınlığa geçiş hikayesini okuyoruz.

Baskıcı rejimden, abisinin dayaklarından usanan Hayriye, tek çareyi evden kaçmakta bulur. 

"Hamım ben daha; dalıma yabancı, ağacıma küs, köküme çekingen. Düşme korkusundan olgunlaşmaya meyletmeyen... Ham kalmaya söz vermek üzere çıkıyorum, beni on sekiz yaşıma kadar besleyen evimden." diyerek kendini sokağa atar.

Gidecek hiçbir yeri yoktur ama bir okulu vardır. O da soluğu okulda alır. Sonrasında kendine bir ev bulma, hasbelkader girdiği sol grupla eylemlerde boy gösterme, aşık olma hallerini; gazeteci, yazar olma yolunda debelenmelerini okuyoruz.

Bitirgen'den sonra Pala Hayriye'yi de çok keyifle okudum. Üçüncü kitabı heyecanla bekliyorum. Yeni yazarlar keşfetmek çok mutlu ediyor beni ve Figen Şakacı'yla tanıştığıma da çook memnun oldum...



"Onur aç ve evsiz insanların üzerinde hiç durmayan bir şeymiş meğer."

"Evlat olmak diye bir meslek edinmiş de gönüllü çalışıyormuş gibiydi. Bütün gün devrimden, mücadeleden, feminizmden bahseden Meral, evin içinde bildiğimiz etkisiz elemandı."

"Yabancı bir evde olmak, eve yüklediğin her türlü anlamı safrasıyla kusmak demekti. Yabancı bir ev, dışarıdan gelen için tüm evlerin kalın bağırsağı, zamanla biriken her şeyin posasıydı."

"Hasret çekmek, bir hayalin yerini durmadan değiştirmek demek. Özlemek daha başka, onda bütün dünyayı aynı anda kucaklamak isteği gibi imkansız bir şey var... Birinde hiç kavuşamayacağını bilmenin sancısı, diğerinde yutkundukça fark ettiğin bir yumru..."

"Gençliğim kıytırık bir kasnağa gerilmişti. Bol soru, yığınla muğlak cevap ve bir umut arasındaki gergefe kendimi işledim."


Kitap Tanıtımından:

Kulağıma durmadan yürü diye fısıldayan, gittikçe uğultuya dönüşen, menşei belirsiz bir ses çalınıyordu. Gökyüzü pusunu üzerime kusuyor, beni yutmaya yelteniyordu. Boyun eğmek, geri dönmek yoktu. Yolu bir çaprazına, bir dikine dilimledim. Sonunda bitap düşüp bir merdivenin başında durdum. Çöksem olduğum yerde uyuyacak, soğuğun ikide bir dürten dikenli ellerinde yığılıp kalacaktım. Artık bir evim yoktu ama bir okulum vardı. Ailemi yeni arkadaşlarımdan kuracak, atanmışlarla değil, seçilmişlerle mutlu mesut yaşayacaktım.

Böreğe pudra şekeri ister misin? Ertürk Yöndem, Lenin’i döver mi? Kim otlu peynir kokuyor? “Bekâret esaret”, yarım yarım hatıralar, öğrenciler, gazeteciler... Kim dans eder ki komparsitayla? Şehrin yokuşları, çıkmaz sokakları... Yalnız mısın sen oralarda? 

Genç bir kadın evden kaçıyor, kalın fitilli kadifesi kirden üzerine yapışmış, kaşı-bıyığı gür Pala Hayriye bu... Figen Şakacı, doksanlı yıllarda üniversiteye başlayan Hayriye’nin kırklı yaşlara kadar yaşadıklarını anlatıyor. Pala Hayriye, neşeli, meydan okuyan, direnen bir kadının hikâyesi... Figen Şakacı, Bitirgen’le başladığı büyüme hikâyesine Pala Hayriye’yle devam ediyor.

24 Eylül 2014 Çarşamba

BİTİRGEN-Figen Şakacı



Everest Yayınları
94 sayfa
Basım yılı: 2011

Ben bu kitabı çook sevdim... Bitince de öyle hüzünlendim ki daha uzun olsaydı keşke dedim.

Bitirgen, üçlemenin ilk kitabı aslında, ikinci kitap da Pala Hayriye(2014).

Bir kız çocuğunun günlüğü şeklinde yazılmış roman. Babası kahramanımıza "bitirgenim" diye hitap ettiğinden kendisi de günlüğüne bitirgen ismini veriyor. Bitirgen de küçük ve şeker gibi tatlı kayısı demekmiş, bunu da öğrenmiş oldum:)

Küçük bir çocuğun gözünden okul ve aile yaşamını, komşuluk ilişkilerini, darbeyi, darbenin etkilerini, aşkı, ölümü, cinsel istismarı okuyoruz.

Yazarın anlatımını çok naif, sıcak ve samimi buldum, bitirgenle birlikte ben de kendi çocukluğumun izini sürdüm. Bir sayfada kahkahalarla gülerken bir sonrakinde gözlerim doldu, içim sızladı...

Annelerin argolu özlü sözlerinden de bolca var kitapta:) Çok seviyorum eskilerin deyimlerini, keşke hafızam yeterli olsaydı da hepsini hatırlayabilseydim. Annemin izlediği "ömrümü yedin" dizilerinden birinde de o tarz bir karakter vardı, sırf o özlü sözler için izleyesim gelmişti diziyi:))

Neyse konuyu fazla dağıtmadan diyorum ki, ben çok keyif aldım Bitirgen'i okurken, tavsiye olunur efenim:)

"Tıpkı Kabuk" başlıklı bölümden bir parça paylaşmak istedim bir de.

"Kapkalındı kabuğun, hani kafama atsalar yarar o kadar. Ne ki üzerindeki tüylerin komikliği unutturuyordu sertliğini, içine sızmayı kolaylaştıracak gizli dehlizlerin vardı, ancak elimde evirip çevirince görebileceğim. Herkesin evine girmezdin öyle kolay kolay, zengin sofralarında boy göstermeyi severmişsin duyduğuma göre. Taa uzaktan geldiğine göre, kime konuk olacağını önceden biliyor olmalısın.Mağrur duruşundaki kibrin hoşuma gidiyordu, yalan yok. Ama kendini teslim etmeme inadına içerliyordum. Kafana vura vura içindeki o akça pakçalığa ulaşmaya çalışmak hoyratlıktan değil, sana olan merakımızdandı. 

...Senin o ufacık bedeninde, benim o ufacık sevincimde dünya da küçülüvermişti. Masal anlatır gibi ne yaparsa her aşamasını anlattı babam; bak önce burasına vuracaksın çok canını acıtmadan, sonra bıçağı yavaşça yanlarına saplayıp ortadan ikiye ayıracaksın ama parçalamadan, şimdi de içindeki nehri salıvereceksin ama üstüne bulaştırmadan dedikçe, ilk defa bir sırrını açtığını sanıp değer biçmiştim kendime onun gözünde.

...Cebindeki paranın hesabını yapmaktan helak olmuş evimizin ilk serseri israfıydın diğerlerine göre, benim içinse babamla baş başa olmaya vesile bulunmaz bir nimettin.

...Sana bir teşekkür borcum var; güç denilen şeyi kabuğunun ömrüyle ölçtüğüm için, evimize ilk kez törensi bir telaşla geldiğin için, gözümün önünde tüm heybetiyle duran babamı bir anda yanıma kattığın, iki parmağını kapalı avucunda şaklatarak zafer sevinciyle bir ezgiyi tutturmasına vesile olduğun için. Babalar da neşelenebilirmiş meğer, ilk kez senin sayende anladım.

...Nice çocukların sevinci senin gövdende sınanır belki yine, sonra kendime geldim, saatimi bugüne ayarladım. Zaman, eti kemik geçmiyordu artık, rüyalara yüz vermiyordu nicedir; büyümek hem büyülü hem buhranlı bir şeymiş meğer. Bulutu gördün mü yağmura hazırlanmak demekmiş, kaçışlara açılan bir saçakaltı, yolculamalara hazır bir durakmış. Ne ki yetmedi bildiklerim gördüklerime, her türlü ıssızlıkta ıslanmayı seçmiştim bir kere. Bu kez son demek bir gençlik atasözü, bir ne oldum deliliğiymiş..."


Kitap Tanıtımından:


Hepimiz aynı mı büyürüz? Daha az hasarla, daha az kederle büyüyenlerimiz de yok mu? Tıpkı daha korkunç ve onarılamaz hasarla büyüyenlerimiz olduğu gibi. Derecesi ne olursa olsun "bizim buralar"da bir kız çocuğunun büyümesinde hep ciddi bir hasar vardır, çocukluğunun kuytularında illa bir terslik! Hikâyelerimiz farklı yollarda çatallansa da aslında hepimizin başına ne geldiyse şu "büyüme" işinden gelmiştir. Düşünen herkes büyümenin ne belalı bir şey olduğunu bilir. Büyüyüp de yıllar sonra geriye dönenimiz, büyümeye çalışan o çocuğa bakanımız, halini soranımızsa nadirdir. Bitirgen, büyük bir cesaretle buna bakıyor. Yıllar öncesine, o kız çocuğuna gidip... Onun diline, onun inine iniyor. Niye? Çok şeyimiz, ve belki de her şeyimiz oradaki o çocukta, oradaki hasarda duruyor çünkü. Yoksa bunca zordan sonra nihayet "büyüdüğümüzde" niye oturup bunları yazalım ki? Bizim buraların büyüme hikâyeleri bilinmeden, bu hikâyeler iyileşmeden bizim buralar da asla iyileşmeyecek çünkü. Figen Şakacı'nın cesareti bundan. 

Bitirgeni okurken Şakacının anlatım dilinde yuvalanan o ironik ton, size edebiyat adına lezzet verecek hiç kuşkusuz, ama o ironik tonun edebiyat için orada olmadığını kavradığınızda, işte gerçekten zaman anlayacaksınız hasarın ve kederin kardeşinin kim olduğunu. Bitirgen: Öyküsü büyümenin o dikenli kollarında geçen bir anlatı, dili incecik bir kâğıt kesiği... Birhan Keskin