22 Ocak 2015 Perşembe

Film: Sürpriz Damatlar (Qu'est-ce qu'on a fait au Bon Dieu?)


2014 Fransa yapımı
Yönetmen: Phillippe de Chauveron
 97 dk.
Komedi


Şu aralar film izleyebiliyorum Allah'ım bu ne saadet!:) Çocuklar bana güzellik yapıp erken yatıyor, okul ise 2. dönemin yeni başlaması sebebiyle rölantide:) Evin işleri de yapılmakta:) Bak şimdi, bi şeyleri eksik mi yapıyorum da bana zaman kalıyor acep?!:) Neyse çok düşünmeyeyim zira kısa sürecek bu saadet dolu günler:)

Gelelim filmimize...
Marie ve Claude çiftinin üçü evli olmak üzere dört kızı vardır. Fakat özellikle Claude damatlardan pek hoşnut değildir. Çünküüüüü
Sürpriz Damatlar : Fotograf Chantal Lauby, Christian Clavier

Damatlarda biri müslüman, biri yahudi ve biri de Uzakdoğuludur. 

Sürpriz Damatlar : Fotograf Ary Abittan, Frédéric Chau, Medi Sadoun

Koyu bir katolik olan çiftimizin son umudu ise küçük kızları Laure'nin bir katolikle evlenmesidir.

Sürpriz Damatlar : Fotograf Ary Abittan, Elodie Fontan, Emilie Caen, Frédéric Chau, Frédérique Bel

Laure bir katolikle evleneceğini söyler ailesine ancak ufak bir sorun vardır:)

Sürpriz Damatlar : Fotograf Elodie Fontan, Noom Diawara

Farklılıkların zannedildiği kadar korkutucu olmadığı, hatta hayatımızı zenginleştirip güzelleştirdiğine dair güzel bir komedi filmi:)


Görseller www.beyazperde.com'dan alınmıştır.

21 Ocak 2015 Çarşamba

TÜRKÇE OFF- Feyza Hepçilingirler


Everest Yayınları
409 sayfa
1. Baskı: 1997
43. Baskı: Ekim 2013

Her ne kadar ilk bakışta dil bilgisi kitabı gibi algılansa da dilimizdeki yanlış kullanımlara yönelik çeşitli kesimlerden çokça örnek barındıran, gayet esprili bir dille yazılmış eğlenceli bir kitap aslında Türkçe Off.

Kitap 272 sayfa, ancak yazarımız kitabına yönelik olumlu olumsuz eleştirilere de yer vermiş kitabın sonunda.

Neler neler yok ki kitapta:) Siyasilerin gaflarından dönemin toplumsal, politik eleştirisine; saçma şarkı sözlerinden anlamsız reklamlara kadar her şey var:) Spikerler, siyasiler, sanatçılar, gazeteciler velhasıl kelam herkes muazzam saçmalamış:)

Benim çocukluğumda Tansu Çiller'in gafları meşhurdu:) Hey gidi hey bu kitap sayesinde o günlere de gitmiş oldum:)

Eleştiri kısmındaki bazı yazıları çok agresif buldum ayrıca. Yazarın verdiği cevaplar ise muhteşem, ince bir zekanın ürünü!:)



"Türkler anadillerini pek sevmez. Düşünmeyi de sevmez zaten. Siz bakmayın düşünceleri varmış da bunları bir türlü anlatamıyormuş gibi iki sözün arasına İngilizce sözcükler sıkıştıranlara. Bunlar genellikle "-mış gibi yapanlar"dır."

"Televizyon, tüm kötü güçlerin 60-70 yılda, daha geniş düşünürsek 600-700 yılda yapamadığını 10 yılda yaptı. İnsanları ne söylediğini bilmez, söyleneni anlamaz duruma getirdi."

"Can alıcı, daha da önemlisi rating arttırıcı haberler bulmak için nasıl yırtındıklarını görünce insanın içini acıma ile ayıplama arasında kolay adlandırılamaz garip duygular kaplıyor."
(Bu durum bana da çokça oluyor:) Başkası adına utanma diyorum ben buna, çok fena bir his valla!)

"II. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da fırınlardan önce tiyatro salonları açılırken gerekçe net bir biçimde söylenmişti: "Yıkılan insanı onarmaya çalışmak." "

"Yalanlar, yanlışlar kabul görmeye başladığında ne onların nerede duracakları bellidir ne de sizin nerede "Yeter!" diye bağıracağınız. Yalanı bağışlamak her alanda ona alışmayı gerektirir ki bir süre sonra yöneticilerin yalanları da batmaz insana, politikacıların, din adamlarının ya da başkalarının yalanları da."


Kitap Tanıtımından:
Yalnızca bir iletişim aracı olarak görmeye alıştırdığımız, belki de bu yüzden hafife almaya başladığımız dil, aslında yaşamımızı belirleyen en önemli kültürel etken. Dilimizin yoğurduğu bir zihinle düşünüyor, hissediyor ve bunları yine dili kullanarak aktarıyoruz. Dildeki bozulma, yaşamı algılayışımızı, kurgulayışımızı, yaşama sahip çıkışımızı etkilediği gibi, iletişim kazalarına da yol açabiliyor. 

Feyza Hepçilingirler bu kitapta, bir yandan dilimize sahip çıkmanın anlamını tartışırken, bir yandan da doğru Türkçe'nin bilgisini sunuyor okurlara. Dilimize ayna tutarken yaşadıklarımıza da tanıklık eden bu yazılar, Türkiye'yi birçok boyutuyla yansıtıyor.

"Bunca sorun dururken dille uğraşmayı gereksiz bulanlar var mıdır, bilemiyorum. Gereksiz değildir; çünkü dildeki bozulma, hem o sorunların göstergesidir hem de dolaylı olarak nedeni. Türkçe'nin bu kadar kötü kullanılıyor olması, bütün işlerin kötüye gidiyor olmasından bağımsız mı?" 
(Tanıtım Bülteninden)

19 Ocak 2015 Pazartesi

Mim: Kendi Kitabını Yarat



Sevgili Kitap Keyfim mimlemiş beni, teşekkür ediyorum kendisine:) Ayrıca ilk mimim olması sebebiyle ekstra heyecanlı olduğumu belirtmek isterim:))

Gelelim sorularımıza...

1) Bir kitap yazmaya karar verdiniz. Türü ne olurdu?
Dönem kitabı yazmayı çok isterdim.

2) Bu kitabı bir serinin başlangıcı mı yoksa bağımsız bir roman şeklinde mi yazardınız?
Bağımsız yazardım zira işin suyunu çıkarma riski var. Bi de ben sıkılırım kesin aynı karakterler falan devamını yazamazdım:)

3) Kitabınızın baş karakterinin ya da karakterlerinin isimlerini ne/neler koyardınız?
Hmmm İnci, Feride, Hasan ve Ekber diyesim geldi bir de :)

4) Her yazarın etkinlendiği başka yazar ya da yazarlar mutlaka vardır. Peki sizinkiler hangileri?
İnci Aral (aa karakter ismini İnci seçmiştim:) ama İnci deyince aklıma hep Uçurtmayı Vurmasınlar filmi gelir...derken Uçurtmayı Vurmasınlar'ın da yazarının Feride Çiçekoğlu olduğu aklıma geldi:) Allaaaam bilinç altımda neler yatıyor böyle!:)) Ayşe Kulin, Zülfü Livaneli, Necip Mahfuz, Sabahattin Ali, Nazan Bekiroğlu...

5) Kitabınızın nerede geçiyor olmasınız isterdiniz? (Hangi ülke, şehir, köy vs). Ya da kitabınız kurgusal bir dünyayı anlatıyorsa orası nasıl bir yer olurdu?
Ege'nin bir sahil kasabasını çıkış noktası alır, İstanbul'a geçiş yapardım.

6) Kitabınızı ilk olarak kime imzalayıp verirdiniz?
Eşime imzalardım. Ben kitap yazarken bebelerle o ilgileneceğinden gönlünü almak lazım tabi:)) Hatta kitabı ona ithaf ettim gitti:)

7) Gelelim en önemli soruya, kitabınızın ismi ne olurdu?
En zor soru da bu işte! Kayıp Zamanların Gölgesinde diyorum Proust'tan mı etkilendim acaba diye kendimden şüphe ederek:)

8) Sizce kitabınızı en güzel şekilde anlatan 3 kelime ne olurdu? 
Hüzünlü ama umut verici, insanın yüreğine işleyen, vaaayyy be dedirten. Benimkiler 3 kelimeyi geçti söz öbekleri oldu ama neyse:)

Ay çok eğlendim vallahi:) Tekrar teşekkürler:) Ben de kitap eylemi ve  ekhobia s ı mimledim gitti:)

16 Ocak 2015 Cuma

GELİN BAŞI- Seray Şahiner


Can Yayınları
112 sayfa
1. basım: 2007
3. basım: Şubat 2011

Kadın hallerine, gelgitlerine, kafa karışıklıklarına, umutlarına, kırgınlıklarına, pişmanlıklarına kısaca kadına dair bir kitap Gelin Başı...

Kitapta 10 tane öykü bulunmakta, tahmin edebileceğiniz gibi hepsinin de baş kahramanı bir kadın.

Sorumlu ile Sorunlu'da 30 yaşındaki bir anketörün hayal kırıklıklarını, Buzdolabı Süsü Misali'nde bir üniversite öğrencisinin, aynı zamanda ev arkadaşı olan sevgilisinden ayrılma hikayesini, Telsiz Duvaksız'da sevdiği adamla kaçarak evlenen bir kadını, Yalnız Ama Gururlu'da sevgilisinden ayrılan ama yine de onu kafasından atamayan Yeliz'i, İadesiz Taahhütsüz'de sevgilisiyle dışarıdaki ilk buluşmasında ekilen Tuğçe'nin gelgitlerini, Gelin Başı'nda görücü usulü evlendirilen Sibel'i, Yedi Ağlı Don'da küçük bir konfeksiyon atölyesine sahip olan Fidan'ı, Tanga Don Hissi'nde iki arada bir derede kalmış, her ne kadar modern bir kadın olmak istese de büyüdüğü varoş mahallenin izlerinden kurtulamayan Esme'yi; Harmandalı'nda bir dergide çalışan Bahar'ın otobüs durağında beklerkenki düşüncelerini, İlk Öpüşte Aşk'ta ise Çiğdem'in vurdumduymaz sevgilisinin arkadaşıyla buluşup buluşmama konusundaki kararsızlıklarını okuyoruz.

Hikayelerin konusuna ve kapağa bakarak sakın kitabın karamsar bir kitap olduğunu düşünmeyin! Umutsuz görünen, can sıkıcı haller bile öyle esprili bir dille anlatılmış ki ben çok eğlendim okurken:)

Hikayelerin hepsi birbirinden güzel ama ben en çok Yedi Ağlı Don ile kitaba da ismini veren Gelin Başı adlı hikayeleri beğendim.

Tek eleştirim ise Telsiz Duvaksız adlı öyküye... Zira büyük bir iştahla sayfayı çevirdiğimde hikayenin bitmiş olduğunu gördüm. Hikaye 3 sayfa ve bende yarım kalmış duygusu yarattı.

Hulki Aktunç önsözünde Leyla Erbil'e benzetmiş Seray Şahiner'i. Leyla Erbil'i hiç okumadım ama bu kitaptan sonra onu da listeme ekledim.




Kitap Tanıtımından:
Genç, çok genç bir öykücü Seray Şahiner. Sait Faik yaş kemale ermişken bile kendisine "genç hikâyeci," diyenlere öfkelenirmiş. Bunda bir "sen daha toysun," tavrı gördüğü için. Seray Şahiner, daha ilk kitabında öz'el ve biçemsel bir kişilik getiriyor. Bence, genç öykücü değil öykücü olarak sıçrıyor; ilk kitabıyla kim böyle sıçramıştı? Leyla Erbil. "İsyan grameri," demiştim onun getirdiğine. Seray için de doğru bu, yazarın adını kapatın, okuyun, "bu Seray Şahiner öyküsü," dersiniz. Öykülerin odağı, terminali Gelin Başı. Ama daha ilk öyküde (Sorumlu ile Sorunlu) nebüyük/neküçük/neaydınlık/nekaranlık bir dünyaya giriyoruz. Seray Şahiner, kişilerinin ruhundan süzülerek okurun ruhuna giriyor... Acımasız ama hüzünlü olmayı başarıyor... Acı gölün acı öyküsü bu... Bu öyküyü bir erkek yazamazdı. İkinci başarı, yazar anlatı ile benanlatı'yı ustaca evlendirmesinde: Yazar dimdik konuşuyor (Seray Şahiner midir o?), kişiler italik, eğik dünyalarda.HULKİ AKTUNÇ


Yazar Hakkında:
1984 yılında Bursa’da doğdu, İstanbul’da büyüdü. İlköğrenimini Oruçgazi İlköğretim Okulu’nda, ortaöğrenimini Pertevniyal Lisesi’nde tamamladı. 2007 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2011’de Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nden, Sinema Anabilim Dalı’nda yüksek lisans derecesi aldı. 'Aylık Paldır Kültür Dergisi Hayvan’da ve Birgün Gazetesi’nde çalıştı. Uzun süre gitar ve resim dersi aldı, izcilik ve dağcılık yaptı. Dönemsel olarak, garsonluk, konfeksiyonda el işçiliği ve makinecilik yaptı. 2006 yılında Varlık Dergisi’nin düzenlediği Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde, "Gelin Başı" isimli öykü dosyası "Dikkate Değer" bulundu. 2007 yılında "Gelin Başı" isimli kitabı Can Yayınları’nca yayımlandı. Sırrı Süreyya Önder’e senaryo asistanlığı yaptı. 2008’de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen “Yedi Tepeli Aşk” oyununda, "Gelin Başı" kitabında yer alan üç öyküsü sahnelendi. 2010-2011 sezonunda "Gelin Başı"ndaki öykülerden uyarlanan "İadesiz Taahhütsüz" adlı oyun, Tiyatro Boyalıkuş tarafından sahnelendi. 2011’de ikinci öykü kitabı “Hanımların Dikkatine” Can Yayınları’nca yayımlandı.

15 Ocak 2015 Perşembe

Film: ANGEL-A

Angel-A : Afis
Yönetmen: Luc Besson
2005 Fransa yapımı
Oyuncular: Jamel Debbouze, Rie Rasmussen
Romantik komedi, fantastik
91 dakika

Angel-A : Fotograf Jamel Debbouze, Luc Besson
Andre, Cezayir asıllı Amerikan vatandaşıdır ve Fransa'da yaşamaktadır. Dolandırıcılıktan sabıkası olan Andre, yeraltı dünyasından bir çok kişiden borç almıştır.

Angel-A : Fotograf Gilbert Melki, Jamel Debbouze, Luc Besson
Ve haliyle ödeme sıkıntısı yaşayan Andre'nin başı fena halde derttedir. Borcunu ödeyemeyeceğini anlayan Andre çareyi intihar etmekte bulur.

Angel-A Resimleri
Ama tam intihar edeceği sırada karşısına Angela çıkar.

Angel-A Resimleri

Film siyah beyaz bu arada; sıcak, samimi, komik, tam kafa dağıtmalık:) Ben çok beğendim:) Tavsiye olunur efenim:)




Görseller www.sinemalar.com ve www.beyazperde.com dan alınmıştır.

14 Ocak 2015 Çarşamba

DÖNÜŞ- Ayşe Kulin



Remzi Kitabevi
295 sayfa

Gizli Anların Yolcusu'yla başlayıp Bora'nın Kitabı'yla devamını okuduğum  hikayenin 3. kitabı da Dönüş.

Bu sefer Eda ve İlhami'nin kızları Derya başrolde, Derya'nın yaşadıkları, hissettikleri, hesaplaşmaları ön planda. Kitapta toplam 6 bölüm var, yalnızca 2 bölüm Eda'nın ağzından anlatılmış.

Kitap yine akıcı, yine 1-2 günde bitirilebilecek bir kitap ama sanki bir şeyler eksik...Karakterlere mi ısınamadım, konuyu mu sevmedim bilemedim ki... Tek bildiğim Ayşe Kulin'in eski kitaplarını özlediğim... 

Not: Yaklaşık 2 ay kadar önce Ayşe Kulin'in imza gününe gittim kızımla. Kızım adına imzalattım henüz okumadığım Hayal kitabını:) Kızımla ilgilendi, kitabın başında ailesinin karikatürü var, onları gösterdi "bak bu benim annem, babam, dedem" diyerek. Çok güzel ve asil duruşlu bir kadın vallahi gittim gördüm efeeeem:) Tü tü tü maşallah dedim valla kadına. Bi de makyajsııııız, paspal gitmişim ki kendimden utandım! Bi dahakine denk gelir de gidersem bakımlı gitcem!:)


Kitap Tanıtımından:

Gerçekler acıdır; acıtır, incitir...

Tam da hayatının yoluna girdiğini sandığı günlerde, önce annesinden gelen bir haber, ardından eski bir şapka kutusunda bulduğu mektuplar...

Derya'nın, iki yıldır sümenaltı edilen gerçekleri bir tokat gibi öğrenmesi, onu dünyanın bir megakentinden ötekine savuracak, kaderi onu sarı bir sonbahar günü, açılıp açılmayacağını bile bilemediği bir demir kapının önüne kadar taşıyacaktır. 

Genç kız, acaba gizem dolu bu perdenin ardına geçebilecek midir?

Öğreneceklerini kabul edebilecek, kabul etse bile sindirebilecek midir?

O kapı açılırsa elbette...

Dönüş, aldatmanın, aldatılmanın, affetmenin, acıtan gerçeklerin romanı.

12 Ocak 2015 Pazartesi

2014'ün Ardından...



Ne yoğun bir yıldı 2014...Özellikle son dönemi! Ödevdi, sınavdı, makalesiydi, yıldım yeminle! Yaş olmuş 33, başında 2 bebe, ne işin var senin masterda neyim! Ama yoook şu masterı bi bitireyim eğitim hayatımı noktalıyorum arkadaş, bu ne yaa! Sıtkım sıyrıldı resmen!

Aha şu aşağıdaki zavallıdan farkım kalmadı yav!



Okumayı hedeflediğim kitap sayısı 35 idi ve ben ancak 33 kitap okuyabilmişim:( Yatmadan önce 10 dk. ila 1,5 saat arasında değişen okuma süremle bu kadar kitap fena değil diyorum ama yine de "pöööööffff niye daha fazla okuyamadım" diye kızıyorum kendime...

Gelelim listemize:
1- Nar Ağacı-Nazan Bekiroğlu
2- Benim Çılgın Ailem- Elizabeth Kelly
3- Bir Kedi, Bir Adam ve Bir Ölüm- Zülfü Livaneli
4- Kan Gölü- Tess Gerritsen
5- Seçilmiş Kişi- Carol Lynch Williams
6- Kelebek- Henri Charriere
7- Mucizevi Mandarin- Aslı Erdoğan
9- Sessiz Oda- Lori Schiller
10- Kamelyalı Kadın- Alexandre Dumas
11- Muhteşem Gatsby- F. Scott Fitzgerald

2015'ten beklentim ise okumayı hep ertelediğim kült eserleri artık okuyabilmek... 
Sağlıklı, mutlu, huzurlu ve bol kitaplı bir yıl olsun inşallah:)