6 Haziran 2017 Salı

KAN ve GÜL - Alper Canıgüz

212 sayfa
April Yayıncılık
Roman

Ben bayılıyorum Alper Canıgüz kitaplarına:) Daha ilk satırlardan itibaren sizi içine çeken anlatımıyla nasıl bittiğini anlamadığınız bir okuma deneyimi yaşıyorsunuz!:)

Hali hazırda tüm kitaplarını okumuş, tam da "Yeni kitabı çıkacak mı ki? Yazmama ihtimali yoktur herhalde:/ Ama ya yazmıyorsa?! Yazması hususunda bir şekilde taciz mi etmeli ki?" diye düşüncelere dalmışken yeni kitabının çıktığı haberini sevinç nidaları eşliğinde karşıladım.

Hele ki %40 indirimli ve imzalı seçeneği de olunca nasıl keyiflendiğimi sizlere anlatmam pek mümkün değil:)

Bu sefer bize Aziz'in hikayesini anlatmış Canıgüz...

Orta yaşlarını süren, hayatının aşkıyla evlenip bir çocuk sahibi olmuş ancak boşanmasına rağmen hala sevgili Nergis'ini unutamamış, Sait Faik eserlerini İngilizceye kazandırma gayesindeyken ucuz aşk romanları çevirmenliği ile yetinmek zorunda kalan, hayatını bir fiyasko olarak adlandıran ve gerçekleştiremediği ihtimaller üzerine hayıflanan bir adamdır Aziz..

Ve bir gün, bir şekilde 20 yıl geçmişe dönme şansına sahip olur Aziz.

Hayatını yeniden şekillendirebilme şansını kullanabilecek ve bir cinayetin işlenmesini önleyebilecek midir acaba?

Alper Canıgüz'ün bildik esprili anlatımı ve zekice kurgulanmış olay örgüsüyle yeni bir maceraya atılmaya hazır mısınız?;)

Altı Çizilenler :

"Memleketimizdeki yüksek öğrenim kurumlarından birine yolu düşen herkes, devletimizin bu ilim ve irfan yuvalarının üstüne nasıl titrediğini, kapıya yığdığı özel güvenlik, polis gücü, çevik kuvvet ve hatta jandarmalara bakarak kolayca anlayabilir. Serbest düşüncenin kalesi üniversite, ülkemizde kelimenin tam anlamıyla kale gibi korunmaktadır yani. Hal böyleyken uluslararası akademik çevrelerde hiçbirinin esamesinin okunmaması, devlet büyüklerimizin pek çok farklı konuda defalarca dile getirdiği gibi, batılı güç odaklarının kıskançlığı dışında nasıl açıklanabilir cidden?"

Kitap Tanıtımından :

“Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…”

Gül bahçesi maziye, kanlı bir yolculuk…

Kan ve Gül, fantastik bir polisiye.
Rengini kandan, kokusunu gülden alan bir roman.
Ziyadesiyle hazin, epey hareketli, hayli komik.

İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner; üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde.
Henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete… geçmesi pekâlâ mümkündür.
Karizmatik sosyopat Abdül’ün hayatını kurtarması… galiba iyi olacaktır.
Mazi tesisatını tamir edebilirse, hayatı, istikbal musluklarından temiz ve tazyikli bir su gibi akacaktır.
Biricik aşkı Nergis’ten hiç ayrılmayacak, kızı Zeynep’e hakkıyla babalık edecektir.

Peki, bu amatör dedektif, kaderin hükmünü değiştirebilecek midir?
Maktulü kurtardığına, katili bulduğuna memnun olacak mıdır?
Geleceği görmek mi daha zordur yoksa geçmişi mi?

Kara mizah ustası Alper Canıgüz, beşinci romanında, kurgu ve anlatımdaki yetkinliğini bir adım daha öteye taşıyor.

Gelecek, bazıları için, hakikaten de uzak bir hatıradan ibarettir. Böyleleri açısından varoluş, hayatın meşum bir noktasında, şimdiki zamandan ileriye doğru uzanan bir yol olmaktan çıkıp, onları geçmişle gelecek arasına sıkıştıran bir hapishaneye dönüşmüştür. Bu, trajik bir hal midir? Herhalde öyledir. Fakat burada bize düşen, kimseyi yargılamak değil; bir köle, ama muhakkak ki pek isyankâr bir köle saymak gereken insanın hazin kaderine dair bir hikâye anlatmak. O yüzden, gelin, az önce sözünü ettiğim iflah olmaz türün bir mensubu sıfatıyla, size her şeyi ta en ortasından başlayarak anlatayım.

Evlendiğim ve boşandığım tarih, nikah dairesindeki memur ve avukatımızın tuhaf ve müşterek bir cilvesiyle, aynı güne denk gelmekteydi. Doğum 17 Ocak 1995, ölüm 17 Ocak 2004. Dokuz sene; flört dönemimiz de hesaba katılınca, on altı. Flört ne demekse? “Ayrılık acısından kurtulmak için gereken süre, birlikte geçirilenin yarısı kadar” demişti bir arkadaşım Nergis’le boşandığımızda. O zamanlar sekiz seneyi kendimi öldürmeden ya da ne bileyim, en iyi ihtimalle aklımı kaçırmadan geçirebileceğime pek ihtimal vermemekteydim ya, yuvamızın yıkılışının onuncu sene-i devriyesini geride bıraktığım günlerde, o arkadaşımın bu teoriyi belki de beni teselli etmek için uydurduğunu  düşünmeye başlamıştım. Çünkü bu aşkın, bu sevdanın üstünden kış geçiyor, bahar geçiyor, yaz geçiyor, ömür geçiyor lâkin kalbimdeki yara geçmiyor, geçemiyordu. 




3 yorum:

  1. O kadar tatlı anlatmışsın ki okumasam olmaz şimdi zaten merak da ediyordum son zamanlar orada burada çok gördüm :) Ama daha önce hiç alper canıgüz okumadım ben bununla başlasam olur mu ki :)

    YanıtlaSil
  2. Yazarı okumadım ama çok merak ediyorum, sen de böyle anlatınca kesin okumalıyım :))

    YanıtlaSil
  3. Ben de yazarı hiç okumadım ama mutlaka okuyacağım. Seveni çok, tercihlerine güvendiğim isimler de yazarın hayranı. Seveceğimi eminim :-)

    YanıtlaSil