25 Mart 2015 Çarşamba

BAKELE-Sezgin Kaymaz


April Yayıncılık
1. baskı: Şubat 2015
198 sayfa

Sezgin Kaymaz'ın romanları listemdeydi aslında. Yeni çıkan bir öykü kitabı olduğunu duyunca öyküyle başlayayım o zaman dedim.

Kafamı tam toparlayamadığım, sıkışık dönemlerimde genelde öykü okumayı tercih ederim, bazen de canım çeker o ayrı:) 


Bazı öykü kitapları vardır ilerlemez, etkisi ağırdır, kafada soru işaretleri bırakır, böğrünüze öküz oturtur ama bu tam kafa dağıtmalık bir öykü kitabı! Zira yoğun gündemime ilaç gibi geldi!:) 

Kısa kısa 34 tane öykü var Bakele'de. Çoğunlukla gülümseten hatta yer yer kahkaha attıran öyküler...Senden benden tanıdık karakterler, tanıdık hikayeler ama gayet sıcak, samimi ve esprili bir dille...

Altı Çizilenler:

"Hemen hemen her konuda anlaşırız biz Hülya'yla. Ama aksak ritimli bir anlaşmadır bu. O önden gider, ben arkadan gelip anlaşırım. O anlaştığım yer de onun ilk başta başladığı başlangıç olur genellikle. İnsanlık mesela. Hep insandı Hülya. Ben sonradan geldim."

"İnsan birine haksızlık etmek istediği zaman, köpek gibi tasma takar da içinin en karanlık deliğine kapatır vicdanını. Hem iyi biri olduğunu düşünüp hem kötülük etmek istiyorsan, zulmedeceğin kişinin insanlığına bakamazsın çünkü. Yüzün tutmaz. Sıfatına bakarsın. Etiketine, markasına bakarsın."

"Ve insan, insanlığını çiğneyeceği zaman en çok ahlak kurallarına sığınır."

"O zamanlar adet öyle, getirilen hediye herkes gittikten sonra açılır. Ayı gibi yırtılmaz paketler; milletin gözüne sokulmaz. İyisini alabilen var, alamayan var."

"Diş ağrın gibidir mazin. Kaçamazsın."

"Çocukları evlilik bağının tutkalı niyetine kullanmaya kalkan anne babalar, çocuklarını da kendi zindanlarına attıklarını göremiyorlar galiba. Çocuk gıdığıyla yürüyen evlilik, yok evliliktir. Veya şöyle söyleyeyim; yürüyüp giden bir evlilik falan değildir o. Çocuğun çocukluğudur yürüyüp giden."


Kitap Tanıtımından:
Sahneler ve mekanlar, haller ve duygular, insanlar ve dil... Yumruk gibi hikayeler en korunaklı bölgelere iniyor, savunmasız karanlıklarda art arda şimşekler çakıyor. Sezgin Kaymaz gücünü nereden alıyorsa orayı güçlendiriyor okuyan 'İyi ki Türkçe biliyorum' diye şükrediyor. Ağrıları hortlatan aşk, tasma takıp ücralara kapatılan vicdan, neyin fısıldadığı sır, kum taşında gizli şanş... Çareyi uzayda arayanlar, özrü kabahatinden büyük olanlar, küçük bir ekte saklı hayatlar, yüz bin sene beklenenler...Zıtlıkların dengesi korkusuzca kurcalanıyor, gözyaşları ve kahkahalar eşliğinde samimi ve sahi bir serüven başlıyor. Sezgin Kaymaz, hikayelerin kahramanı yaptığı okura sesleniyor: Bakele!
(Tanıtım Bülteninden)


Sezgin Kaymaz Kimdir?
Sinop (Erfelek) doğumluyum. 5 yaşıma kadar orada kaldım, babam bizi terk ettikten sonra 5 kardeş, bir de anne Konya'ya taşındık. İlkokulu ve Koleji (O zamanlar Maarif Kolejiydi) Konya'da bitirdim. 1980'de Hukuk okumak için Ankara'ya geldim. Sporla ilişkim okulla olan ilişkime ağır bastığı için üçüncü senemde Hukuk Fakültesinden ayrılıp Hacettepe İngiliz Dil Bilimine geçtim. Son sınıfa kadar okulun en başarılı öğrencilerinden biri olmayı bile becerdim. Son sınıfa dönemlik kaydımı yaptırmaya gittiğim gün Türkçe dersini alttan almam gerektiğini, çünkü çaktığımı söylediler. Ben de sinirlenip son sınıftan terk ettim. O arada öğrenci affı çıktı. 10 sene önce sıkılıp bıraktığım Hukuk Fakültesinin 10 sene önce yüzüne bile bakmadığım derslerine üç ay çalışarak hepsini verdim ve afla geri dönüp yeniden Hukuk öğrencisi oldum. Bir süre sonra sınıf arkadaşalarım işi abartıp bana "Amca" demeye başladıkları için tekrar sıkıldım ve tekrar bırakıp İngiliz Dil Bilimine döndüm. Çok şükür diplomamı aldım. 
Spora cirit ve çekiç atarak başladım, daha sonra hentbolü seçip 31 sene boyunca antrenörlük yaptım. Araya sıkıştırdığım spor değil okul oldu her zaman. Bu süreçte Kulüp takımlarının yanı sıra Millî Takımları da çalıştırdım. 
1990 senesinde günlük uyku ihtiyacımın 1-2 saati geçmediğini, hâttâ 3 saat uyuduğum zaman ertesi gün akşama kadar baş ağrısı çektiğimi fark ediverdim. Geceleri okumaktan sıkılınca da yazmaya başladım. Çok sevdiğim bir arkadaşım taslaklardan birini İletişim'e sızdırınca da Can KOZANOĞLU bana "yazar" dedi. O günden sonra spor dahil diğer bütün işler "araya sıkıştırılan" işler oldu. Yazmanın bu kadar hoşuma gideeğini bilseydim 31 sene top peşinde koşmazdım. Gerçi şu anda Voleybol Federasyonunda top kovalamaya devam ediyorum ama gecelerin bana kalan birkaç saatlik kısmı var. Orada yazmaya çalışıyorum. 

En sevdiğinize emanet olun.
Sevgi ve dostlukla.

Kaynak: idefix

14 yorum:

  1. Sırf adı için bile okurum ben bu kitabı sanırım :D Buarada altını çizdiklerin de çok güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de adına tav oldum ilk etapta:) "şşşşt bakele" diye dürttü resmen beni:))

      Sil
  2. Sezgin Kaymaz diyorsan Geber Anne, Uzun Harmanlarda Davetsiz Misafir ve Lucy'i de öneririm. Adamın tarzı gerçekten ilginç. Ben severek okudum saydıklarımı. Teşekkürler paylaşımın için, sevgiler... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. geber anne ile kün listemdeydi, bunları da ekliiim o vakit:) ben teşekkür ederim katkın için, sevgiler:)

      Sil
  3. Altı çizilenler kısmını ben de çok seviyorum ;)

    YanıtlaSil
  4. bu yazara bi başlayamadım yaa hayırlısı :)

    YanıtlaSil
  5. kün ve geber annesini okumuştum , bu da elimde sıra beklemekte , erken daha biliyorum ama ne yazsa okurum dediğim yazarlardan :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hatırlıyorum, senden not almıştım ben de:)) romanlarını da çok merak ediyorum!

      Sil
  6. Aynen ben de ne yazsa okurum :) 2013'de yazarı keşfetmemden sonra hemen favori yazarlarım arasına girdi...bu öykü kitabı olduğu için almadım ama okusam seveceğime inanıyorum... Alıntılar çok güzel olmuş, elinize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler:)) tarzı hoşuma gitti benim de, romanlarını çok çok merak ediyorum şimdi!:)

      Sil
  7. Duyuyorum görüyorum bu kitabı... :)

    Ben de az önce kitap yazdım. Bana da beklerim! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eğlenceli bir kitap:)
      aaa süper!:) geldim hemen:)

      Sil