24 Ekim 2014 Cuma

EN GÜZEL GÜNLERİNİ DEMEK BENSİZ YAŞADIN- Can Gürses


Doğan Kitap
229 sayfa

Vaaayyy nerden başlasam da nasıl anlatsam.... Aslında taa ne zaman edinmiştim bu kitabı ama ismi ve kapak tasarımı(ki kendisine bayıldım; kitabın naif, duygusal dilini tamamlar nitelikte, daha iyisi olamazdı sanırım) nedeniyle "sonbaharda okumalıyım" demiştim. İyi mi ettin kötü mü ettin derseniz yazarla geç tanışmam nedeniyle üzüldüm ama sonbaharın hüzünlü atmosferi pek güzel uydu bu kitaba...

Kısaca konumuza bakacak olursak, 12 Eylül'den sonra yurt dışına kaçan Koza, 27 yıl sonra evine dönmüştür ve annesi Edibe Hanım, Koza'nın dönüşü şerefine tüm aileyi evine yemeğe davet eder. Koza'nın kardeşleri, yeğenleri aynı sofrada buluşurlar. Aile olmak nedir? Kan bağı, aynı sofrayı paylaşmak aile olmak için yeterli midir? Aradan geçen yıllarda neler değişmiştir?

Kitaptaki bölüm başlıkları yemek isimlerinden. Süt Çorbası, Yaprak Ciğer, Kekikli Bulgur Pilavı, Acılı Ezme, Ispanaklı Gül Böreği,  Biber Dolması, Zeytinyağlı Kereviz, Topik, İrmik Helvası, Türk Kahvesi. Yani Edibe Hanımın o akşamki menüsü böyle:) Her bölümde ailenin bir üyesinin kafa sesini dinliyoruz, kendiyle hesaplaşmasına, ailenin diğer üyeleri hakkındaki düşüncelerine tanık oluyoruz.

Bununla da kalmıyor Sarışın Duvar, Gülümseyin Kodakla, Botticelli Lülesi, Alis'in Ayakkabısı, Çiçek Dürbünü, Kalem Dolması, Cam Sürahi, Antika Ayna ve Masa Örtüsü bölümlerinde de duvarın, aile fotoğrafının, Korkmaz'ın çerçeveletilip asılan saçının, Koza'nın ayakkabısının, Yılmaz'ın dürbününün, Hicaz'ın dolma kaleminin, aynanın ve masa örtüsünün aile hakkında anlattığı hikayeleri dinliyoruz...Eşyaların dile getirilmesi çok farklı ve güzel olmuş, hikayeyi muhteşem bir şekilde tamamlamış.

Örneğin dolma kalemi, şair Hicaz'ı anlatır:
"Hicaz beni daha ziyade kavgaya tutuşturarak, sargı bezine sararak, ben iyileşir iyileşmez beni sözcük alışverişine yollayıp eksikleri aldırarak, getirdiğim sözcükleri eminim ki beğenmeyerek, sözcükleri başkalarıyla değiştirmem için beni yine pazar yerine kışkışlayarak, geldiğimde bu kez de para üstünü az bulup bana taklalar attırarak, yetinmeyip beni kendi elleriyle hırpalayıp bedbaht ederek, durulacak gibi olduğumda yüz mekik çektirerek, yavaşlayacak gibi olduğumda şaklabanlık ettirerek, hiç yorulmadığıma emin olunca, dostluğumuzu pekiştirdiğini hissederek yazdıklarını sever."

Karakterlerin başlarda biraz karışma ihtimali var ama sonraları yerine oturuyor. Vakit kaybetmemek adına ben hemen bir şema yapmıştım ilk sayfalarda. Şöyle ki:



Yazar çok genç, henüz 25 yaşında ama yazdıkları bunu yalanlar nitelikte! Ve bu kitabın bir ilk roman olduğuna inanmak da çok güç! Sen ne ara o kadar bilgi ve duygu birikimini yaptın diyesi geliyor insanın! :) 

Bu arada yazar,  "Öyle Bir Geçer Zaman Ki" dizisinin de bir dönem diyalog yazarlığını yapmış.

Kitabı okuduktan sonra, yazarın internet sitesine (http://www.cangurses.net/kitaplari_kapak.php) de bir bakmanızı öneririm, kitapta adı geçen yerlerin fotoğrafları ve şarkılar var. You Are şarkısına bayıldım bu arada.

Hatta dayanamayacağım şurda da paylaşıveriyorum efendim:)




Kitap Tanıtımından:

Genç yazar Can Gürses’ten Türkçenin doruklarında gezinen, usta işi bir ilk roman


“Annem bizi bağrına basan elleriyle, sesini çıkarmadan, ‘Biz bir aileyiz’ diyor. Bunu hepimizden çok bizim ev biliyor.” “Vasiyetimi okumaya başlasam bırakır mısınız kavgayı? Odamda, yatağımın yanındaki çekmecede. Şarkıyı falan bırakıp, getireyim, okuyayım mı? Keyfinizi kaçırayım, yemekleri çöpe atayım mı? Ne kadar yazık ediyoruz zamana. Bir daha niye gelesiniz bu eve? Buradayız, evimizde. Hep birlikteyiz. Koza bile burada. Eskisi gibi. Daha da kalabalığız. Ne güzel. Ne gerçek. Aile dediğin kalabalık bir sofradır. Daha ne?”



En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın, okuru kalabalık bir aile yemeğine davet ediyor ve sofradaki tek boş sandalyeye oturtuyor. 12 Eylül’den sonra yurt dışına kaçmak zorunda kalan Koza, 27 yıl sonra ülkesine, şehrine, ailesine dönüyor, günümüz İstanbul’unda üst-orta sınıftan bir ailenin bireylerinin bilinçaltı yolculuğu başlıyor. Günlük gerçeklerin ve anıların sökün ettiği, yemeklerin, özellikle de sevilmeyen yemeklerin, şarkıların ve eşyanın dile geldiği, neşe ve sevincin, hüzün ve pişmanlıkla iç içe geçtiği tek günlük bir yolculuk bu…


4 yorum:

  1. :D aman birileri yakın tarih demiş, e teşekkür ediim ben de , aldım notumu , en yakın zamanda ediniciiiim:D

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :) ay ne demek efenim, umarım beğenirsiniz:))

      Sil
  2. Bu kitaba uzun süre baktım ama bir türlü karar veremedim, üstüne üslük kitapçıda kitap seçerken bu kitaptan bahseden birilerini görünce nasıl bir roman bu diye sordum çok güzel dediler... gerçi konuştuğum kişiler yazarın annesi ve dedesi imiş :) epeyce komik bir durum oldu ama yine kendimi ikna edemedim okumak için... ama bu yorumu da okuduktan sonra artık okumalıyım diye düşünüyorum...yorum için de teşekkürler...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :)) güzel bir tesadüf olmuş:)) yazardan önce annesi ve dedesiyle tanıştınız demek:)) ben olsam ben de ikna olmazdım ama:)
      rica ederim, umarım beğenirsiniz siz de:)

      Sil