Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2017 Pazartesi

DOYMA NOKTASI- Sema Kaygusuz



88 sayfa
1. baskı: 2002
4. baskı: 2009
Doğan Kitap
Öykü

Sema Kaygusuz'la tanışmam Sandık Lekesi adlı kitabına dayanır. Daha önsözden güzel bir kitabın beni beklediğini anlamıştım..

Sonra Esir Sözler Kuyusu'nu okudum. Yazarın lise ve üniversitedeyken yazdığı ilk dönem hikayelerinden oluşan bir kitaptı... Acemilik sezilse de gayet başarılı öykülerdi...

Ve şimdi de Doyma Noktası...Sandık Lekesi'nde sıradan öyküler ama dantel gibi işlenmiş bir anlatım vardı. Burada ise sıra dışı öyküler ve yine muazzam bir anlatım var...

Kitapta yer alan 9 öykü de birbirinden güzel ama ben en çok Yaprak ve Tüy Zamanları ile Sandık Lekesi'ni beğendim.

 Yalnız uyarayım genelde karamsar öyküler bunlar ama muazzam bir anlatım gücüyle sizi mest edecek bir yolculuğa çıkmak isterseniz tavsiyemdir;)

Altı Çizilenler:

"Anımsamanın en çileden çıkaran yanı, anımsamaya bir türlü son verememek. Niçin her keresinde bir utanç hissedilir ardından, bir suç, bir ölüm belirir alnının derin çatalında?"

"Dışarıdan bakınca, soluklarından cama vuran buğuyla yüzleri bulanıklaşmış iki kız çocuğu, asla yan yana gelmeyecek iki güzel sözcük gibi kendi anlamını arayan devrik bir cümle yaratmıştı."

"Susuzluk, o güne dek işlenmiş sevapları, öğütülmüş, beş vakit namazlardan geçmiş, korkudan ezilmiş yürekleri dinlemeden, iyilik yapmaktan incelmiş, kutsal sözlerin ağırlığı altında bodurlaşmış insanların gözünün yaşına bakmadan, eti komşularda pişmiş sarmal boynuzlu kurbanların hatırını saymadan çevrelerini sarmıştı."

Kitap Tanıtımından:

Öykülerinde göstermekten çok duyurmayı isteyen Sema Kaygusuz, bu kez ruhsal açlığın peşine düştü. Doyma Noktası, sıradan gerçekliği katman katman soyarak olağanüstü bir gerçeklik boyutuna taşıyor. Şefkat, öç, düşmanlık, kötülük gibi, kendimizin dışına atarak bir çırpıda tanımlayacağımız duygular, Doyma Noktası'ndaki öykülerle, tekrar içimize, ait olduklara yere yerleşiyor. Acıma duygusunun ne denli esrarengiz olduğunu, çocuksu masumiyetin korkunç yüzünü, aşkın bünyesindeki yoğun yalnızlığı, hayal gücü geniş bir dil oyuncusunun zekice kurguladığı gerilimli öykülerde okuyacaksınız. Üstelik, tuhaf bir suç ortaklığı duygusuna kapılarak...


22 Ağustos 2017 Salı

ŞAKİR PAŞA AİLESİ - Şirin Devrim


302 sayfa
Doğan Kitap
Anı
Çeviri: Sema Karamürsel


Çok sevdiğim bir büyüğümün hediyesi bu kitap:) Artık baskısı bulunmadığından edinmesi pek kolay değil, sahaf araştırmak gerekiyor malesef:/ Bu sebepten kendisine ayrıca müteşekkirim!:)

Şakir Paşa ailesi hakkında hiç bir fikrim yoktu. Ayrı ayrı tanıdığım ünlülerin akrabalık bağlarını öğrenince şaşırdım, hayatlarına ilişkin anlatılanları okuyunca daha da şaşırdım.

Şirin Devrim'in akrabaları arasında kimler yok ki? ! Dayısı Cevat Şakir ( Halikarnas Balıkçısı ), annesi ressam Fahrünnisa Zeyd, kuzeni ilk Türk kadın seramikçi Füreya Koral, teyzesi gravür ustası Aliye Berger, babası yazar İzzet Melih Devrim, dedesi ise II. Abdülhamid'in sadrazamı olan Cevad Paşa'nın kardeşi Şakir Paşa imiş. . .

27 Temmuz 2017 Perşembe

UNUTMA DERSLERİ - Nermin Yıldırım


312 sayfa
Roman
Doğan Kitap
1. Baskı: Mart 2015
4. Baskı: Şubat 2016

Nermin Yıldırım ile tanışıklığım geçen seneye dayanır. Söyleşi günü olduğunu duymuş ama hiç bir kitabını okumadığımdan gitmeye cesaret edememiştim.

Gitmesem de bir yerden başlamak lazım, hem belki seneye bir daha söyleşisi olur diyerek Unutma Beni Apartmanı'nı okumuştum.

Ve tahmin ettiğim gibi de oldu söyleşi günü olduğunu öğrendim:)

Dokunmadan'ı okuyup "hadi be kızım bir kitabını daha oku söyleşiden önce" diyerek Unutma Dersleri'ne de bir tik attım:)

1 Kasım 2016 Salı

ESİR SÖZLER KUYUSU - Sema Kaygusuz


84 sayfa
Doğan Kitap
Öykü
1. Baskı: Mayıs 2004
3. Baskı: Nisan 2013

 Sema Kaygusuz'u Sandık Lekesi kitabıyla tanımıştım ve çok beğenmiştim.

Sandık Lekesi, 2000 yılında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülünü almış bir kitap. 

Gayet incelikle yazılmış 13 tane öykü vardı orada.

Bu kitapta da 13 hikaye var ancak bunlar yazarın gençlik dönemine ait hikayeler...

18 Ağustos 2016 Perşembe

HAVVA'NIN ÜÇ KIZI - Elif Şafak



418 sayfa
Doğan Kitap
Çeviri:  Omca A. Korugan ( Yazarla birlikte)

Kolay okunan kitap arayışım hala sürmekte... Arkadaşım da "Elif Şafak'ın son kitabı var bende, kolay okunuyor o" deyince hemen atladım tabi ki:)

Kitap 2 katmanlı. Baş kahramanımız Peri'nin 2016-İstanbul'daki hayatı ile Oxford'ta okuduğu 2000-2001 yılına yapılan dönüşlerle ilerliyor.

Orta yaşlarını süren Peri'nin ergen kızıyla didişme içinde geçen hayatı, bir kapkaççı yüzünden alt üst olur. Cüzdanından çıkan bir fotoğrafla yıllardır yüzleşmek istemediği geçmişi karşısına dikilir.

30 Haziran 2016 Perşembe

UNUTMA BENİ APARTMANI- Nermin Yıldırım



422 sayfa
Doğan Kitap
1. Baskı: Mart 2011
3. Baskı: Ocak 2016

Nermin Yıldırım ismini duyardım ama okumak için yoğun bir istek duymamıştım ta ki bu yılın başında Ankara'da bir imza ve söyleşi günü olduğunu öğrenene kadar...

İmza günlerinde saatlerce ayakta beklemeye bayıldığımı söyleyemem tabi ama söyleşi kısmı ilgimi çekmişti açıkçası. Tabi tek sorun benim herhangi bir Nermin Yıldırım kitabı okumamış olmamdı:)

O sebepten ilk kampanyada attım sepete Unutma Beni Apartmanı'nı...

26 Nisan 2016 Salı

CERRAH- Tess Gerritsen


276 sayfa
Çeviri: Ali Cevat Akkoyunlu
Doğan Kitap

Sonunda Tess ablamızın efsanevi Rizzoli&Isles serisine giriş yapmış bulunmaktayım:) Serinin 4-5 kitabını bilinçsiz bir şekilde toplamıştım, okumak için Cerrah'ı beklemekteydim:) Nihayet Cerrah da elime geçince daha fazla ertelemeyeyim dedim:)

Dr. Catherine Cordell, seri cinayetler işleyen bir katilin saldırısından onu vurararak kurtulmuş; başka bir şehre taşınarak hayata yeniden tutunmaya çalışmaktadır.

24 Mart 2016 Perşembe

ASLA YAPMA - Koethi Zan


322 sayfa
Doğan Kitap
Çeviri: Taciser Ulaş Belge & Ayşen Anadol

Bu kitap ilk çıktığı zaman facebookta bir tanıtım videosu yayınlamıştı Doğan Kitap. Gayet etkileyici bir videoydu. Kapak zaten buram buram gerilim kokuyor:) Almalıyım dedim ama hemen alabildim mi tabi ki hayır:/

İyi ki de beklemişim 5 TL'ye düşünce aldım bu sefer:) 

Çocukluk arkadaşı olan Sarah ve Jennifer, insanın başına gelebilecek kötü şeylerin tedbirsizlikten kaynaklandığına inanmaktadırlar. Ev/trafik kazaları istatistikleri, çeşitli hastalıklara yakalanmaya, tecavüze, gasba uğramaya ilişkin istatistikler derken geniş kapsamlı yaptıkları araştırmalar sonucunda kendilerini tüm bu kaza ve belalardan korumaya yönelik bir liste oluştururlar. "Asla Yapma" Listesi...

16 Kasım 2015 Pazartesi

SANDIK LEKESİ- Sema Kaygusuz



83 sayfa
Doğan Kitap
6. Baskı: Kasım 2012
Öykü

Sema Kaygusuz adını nicedir duyardım ama elim bir türlü gitmemişti. Geçtiğimiz yaz D&R'ın 5 TL'lik kampanyasında görünce almamazlık edemem dedim ve 4 kitabını birden aldım:) Tabi tek sorun D&R kampanyası süresince Londra olmamdı:/ Aradaki 3500 km beni durduramaz diyerek iş yerinden  bir arkadaşımı aradım, kargoyu onun adına yolladım. Gördüğünüz üzere hiç bir şey beni durduramıyor:)

Öncelikle, kitabın ismi beni çok etkiledi, hüzünlendim, geçmişe bir özlem duydum, kendimden, çocukluğumdan bir şeyler bulabilirmişim gibi geldi...

İthaf kısmında yazılanları okuduktan sonra da etkileyici bir kitabın beni beklediğine emin oldum...

1 Haziran 2015 Pazartesi

SINIRIN GÜNEYİNDE GÜNEŞİN BATISINDA- Haruki Murakami




187 sayfa
Çeviri: Pınar Polat
Doğan Kitap


Murakami'den İmkansızın Şarkısı'nı okumuştum daha önce ve pek sevmemiştim. Ölmeden önce okunması gereken bilmem kaç kitap listesinde görüp almıştım.

 Ölmeden önce okunması gerekiyorsa baya iyi olmalı diye beklenti içine girdiğimden mi yoksa konusu itibariyle kimin eli kimin cebinde belli olmadığından mı bilemiyorum ama hoşlanmamıştım kitaptan.

 Murakami'yi de bir kalemde silip atamadığımdan bir kitabını daha okumaya karar verdim:)

24 Ekim 2014 Cuma

EN GÜZEL GÜNLERİNİ DEMEK BENSİZ YAŞADIN- Can Gürses


Doğan Kitap
229 sayfa

Vaaayyy nerden başlasam da nasıl anlatsam.... Aslında taa ne zaman edinmiştim bu kitabı ama ismi ve kapak tasarımı(ki kendisine bayıldım; kitabın naif, duygusal dilini tamamlar nitelikte, daha iyisi olamazdı sanırım) nedeniyle "sonbaharda okumalıyım" demiştim. İyi mi ettin kötü mü ettin derseniz yazarla geç tanışmam nedeniyle üzüldüm ama sonbaharın hüzünlü atmosferi pek güzel uydu bu kitaba...

Kısaca konumuza bakacak olursak, 12 Eylül'den sonra yurt dışına kaçan Koza, 27 yıl sonra evine dönmüştür ve annesi Edibe Hanım, Koza'nın dönüşü şerefine tüm aileyi evine yemeğe davet eder. Koza'nın kardeşleri, yeğenleri aynı sofrada buluşurlar. Aile olmak nedir? Kan bağı, aynı sofrayı paylaşmak aile olmak için yeterli midir? Aradan geçen yıllarda neler değişmiştir?

Kitaptaki bölüm başlıkları yemek isimlerinden. Süt Çorbası, Yaprak Ciğer, Kekikli Bulgur Pilavı, Acılı Ezme, Ispanaklı Gül Böreği,  Biber Dolması, Zeytinyağlı Kereviz, Topik, İrmik Helvası, Türk Kahvesi. Yani Edibe Hanımın o akşamki menüsü böyle:) Her bölümde ailenin bir üyesinin kafa sesini dinliyoruz, kendiyle hesaplaşmasına, ailenin diğer üyeleri hakkındaki düşüncelerine tanık oluyoruz.

Bununla da kalmıyor Sarışın Duvar, Gülümseyin Kodakla, Botticelli Lülesi, Alis'in Ayakkabısı, Çiçek Dürbünü, Kalem Dolması, Cam Sürahi, Antika Ayna ve Masa Örtüsü bölümlerinde de duvarın, aile fotoğrafının, Korkmaz'ın çerçeveletilip asılan saçının, Koza'nın ayakkabısının, Yılmaz'ın dürbününün, Hicaz'ın dolma kaleminin, aynanın ve masa örtüsünün aile hakkında anlattığı hikayeleri dinliyoruz...Eşyaların dile getirilmesi çok farklı ve güzel olmuş, hikayeyi muhteşem bir şekilde tamamlamış.

Örneğin dolma kalemi, şair Hicaz'ı anlatır:
"Hicaz beni daha ziyade kavgaya tutuşturarak, sargı bezine sararak, ben iyileşir iyileşmez beni sözcük alışverişine yollayıp eksikleri aldırarak, getirdiğim sözcükleri eminim ki beğenmeyerek, sözcükleri başkalarıyla değiştirmem için beni yine pazar yerine kışkışlayarak, geldiğimde bu kez de para üstünü az bulup bana taklalar attırarak, yetinmeyip beni kendi elleriyle hırpalayıp bedbaht ederek, durulacak gibi olduğumda yüz mekik çektirerek, yavaşlayacak gibi olduğumda şaklabanlık ettirerek, hiç yorulmadığıma emin olunca, dostluğumuzu pekiştirdiğini hissederek yazdıklarını sever."

Karakterlerin başlarda biraz karışma ihtimali var ama sonraları yerine oturuyor. Vakit kaybetmemek adına ben hemen bir şema yapmıştım ilk sayfalarda. Şöyle ki:



Yazar çok genç, henüz 25 yaşında ama yazdıkları bunu yalanlar nitelikte! Ve bu kitabın bir ilk roman olduğuna inanmak da çok güç! Sen ne ara o kadar bilgi ve duygu birikimini yaptın diyesi geliyor insanın! :) 

Bu arada yazar,  "Öyle Bir Geçer Zaman Ki" dizisinin de bir dönem diyalog yazarlığını yapmış.

Kitabı okuduktan sonra, yazarın internet sitesine (http://www.cangurses.net/kitaplari_kapak.php) de bir bakmanızı öneririm, kitapta adı geçen yerlerin fotoğrafları ve şarkılar var. You Are şarkısına bayıldım bu arada.

Hatta dayanamayacağım şurda da paylaşıveriyorum efendim:)




Kitap Tanıtımından:

Genç yazar Can Gürses’ten Türkçenin doruklarında gezinen, usta işi bir ilk roman


“Annem bizi bağrına basan elleriyle, sesini çıkarmadan, ‘Biz bir aileyiz’ diyor. Bunu hepimizden çok bizim ev biliyor.” “Vasiyetimi okumaya başlasam bırakır mısınız kavgayı? Odamda, yatağımın yanındaki çekmecede. Şarkıyı falan bırakıp, getireyim, okuyayım mı? Keyfinizi kaçırayım, yemekleri çöpe atayım mı? Ne kadar yazık ediyoruz zamana. Bir daha niye gelesiniz bu eve? Buradayız, evimizde. Hep birlikteyiz. Koza bile burada. Eskisi gibi. Daha da kalabalığız. Ne güzel. Ne gerçek. Aile dediğin kalabalık bir sofradır. Daha ne?”



En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın, okuru kalabalık bir aile yemeğine davet ediyor ve sofradaki tek boş sandalyeye oturtuyor. 12 Eylül’den sonra yurt dışına kaçmak zorunda kalan Koza, 27 yıl sonra ülkesine, şehrine, ailesine dönüyor, günümüz İstanbul’unda üst-orta sınıftan bir ailenin bireylerinin bilinçaltı yolculuğu başlıyor. Günlük gerçeklerin ve anıların sökün ettiği, yemeklerin, özellikle de sevilmeyen yemeklerin, şarkıların ve eşyanın dile geldiği, neşe ve sevincin, hüzün ve pişmanlıkla iç içe geçtiği tek günlük bir yolculuk bu…


20 Eylül 2014 Cumartesi

NİLÜFER-HEPSİ BU- Bircan Usallı Silan





Doğan Kitap
325 sayfa



Goriot Baba'dan sonra şöyle kolay okunan, beni yormayacak bir kitap arayışına girdim. D&R'ın kampanyasından 5 liraya aldığım Nilüfer biyografisini okumanın tam zamanı dedim ve okudum:)

Nilüfer'in hayatına dair merak ettiğiniz her şey var kitapta, çocukluğu, aile yaşamı, müzik hayatına nasıl başladığı, Kayahan'la çekişmeleri, Ayşe Nazlı'sı, aşkları...

Zaten sevdiğim, sempati duyduğum bir sanatçıydı, kitabı okuyunca daha da bir sevdim, saygı duydum. 



Kitap Tanıtımından:
Nilüfer, Türk pop müziğinin en büyük starlarından biri. Nilüfer'i sadece sanatçı kimliğiyle değil, bir çocuk, bir kadın, bir anne, bir insan olarak da tanımak isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap: Nilüfer, hepsi bu.

20 Temmuz 2014 Pazar

BİR ODADAN BİR ODAYA- Elif Güney PÜTÜN

   




Doğan Kitap
171 sayfa
Çevirmen: Nükhet İzet

        Yılmaz Güney'in kızının, yaşadığı zorlukları, babasını, oradan oraya savrulan yaşamını, ünlü bir babanın kızı olmanın getirdiği sorumlulukları ve sıkıntıları anlattığı bir roman Bir Odadan Bir Odaya. 
    Ünlü birinin çocuğu olmak güzel bir şey olsa gerek diye düşünürdüm ama kazın ayağı hiç de öyle değilmiş...Yazar çocuk gözüyle aktarmış yaşadıklarını, mavi valiziyle sürekli olarak yer değiştirmesini, annesine, babasına olan özlemini, mükemmelliyetçi bir babanın kendisine yaşattığı zorlukları, psikolojik baskıyı çok basit, sade ama çok etkileyici bir dille anlatmış. Hayatına giren ama kalıcılığı olmayan, ruhuna değmeyen insanlardan gölge diye söz etmesi çok etkileyiciydi özellikle. Sevgisizlik, ilgisizlik, yüksek beklentilerin çocuk ruhunda açtığı yaraları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren yazar, kitabı Fransızca olarak yazmış aslında ama çeviri çok güzel olduğundan duygu kaybı yaşanmamış bence. 


Kitap Tanıtımından:

Elif Güney Pütün, sinemanın çirkin kralı babası Yılmaz Güney’i bambaşka bir pencereden yansıtıyor…
İşte babam böyle bir aynaydı. Önden parlak, arkadan sırlıydı.
...
Babam sadece bir put değil, 
sadece bir poster değil, sadece bir görüntü değil. 
O, mücadele.
O, öfke. 
O, bağışlama. 
O, aşk.
Hepimiz gibi o etten kemikten bir insan.

Elif Güney Pütün, babası Yılmaz Güney’i bambaşka bir pencereden yansıtıyor. Küçük bir kızın acılarını, yalnızlığını ve çaresizliğini anlatırken bir baba, bir eş ve bir insan olarak bilinmeyen yönleriyle yepyeni bir Yılmaz Güney portresi sunuyor okura.

Yazar Hakkında:
3 Ağustos 1966’da İstanbulda doğdu. 15 yaşına kadar Türkiye’de yaşadı, 1981 yılında ailesiyle birlikte Fransa’ya yerleşti. Liseden sonra Psyco-Pédagogie yüksekokulunu bitirdi. Eğitiminin ikinci yılında yaptığı bir staj sırasında otistik çocuklarla tanıştı ve tüm iş hayatını onlara adadı. Psikanalitik formasyonunun yanı sıra aile terapisti formasyonu da iş hayatını ve kişisel hayatını zenginleştirmeye devam etti. Eşi ve iki çocuğuyla Fransa’da yaşıyor.

Kaynak: http://www.dogankitap.com.tr/kitap/Bir+Odadan+Bir+Odaya-1566

16 Temmuz 2014 Çarşamba

D&R Alışverişim

     Her sene olduğu gibi bu sene de D&R'ın 5 TL kampanyası vardı. Kotamı çokça doldurmuş olmama rağmen bu kampanya beni yine cezbetti:) Bu sene Can Yayınlarının yanısıra Doğan Kitap'ın da bazı kitapları kampanya dahilindeydi. Ve işte aldıklarım:)




     Romanovların Son Evi'ni internetteki olumlu yorumlar üzerine almaya karar verdim. Birand ve Nilüfer'i ise mağazada görünce aldım, Birand internet sitesinde indirimde değildi, 5 lira olduğunu görünce öyle bir sevinçle kucakladım ki kitabı görülmeye değerdi:) Demek internetle mağazada farklı kitaplar kampanyada olabiliyormuş bunu öğrendim. Mağaza gezmenin faydaları dedim takdir ettim kendimi:) Hatta Ankamall D&R'a ilk gittiğimde Boş Koltuk ve Romanovların Son Evi kalmamıştı, kös kös dönmüştüm. 3 gün sonra başka bir niyetle gittiğimde görünce çok sevindim. Demek ki bitti nasıl olsa diyip gitmemezlik etmemeli  ara ara da olsa yoklamalıymış.

     Boş Koltuk'u da çok merak ediyordum. Harry Potter serisini henüz okumadım, onu okumadan Boş Koltuk'u okuyayım bari dedim zira Harry Potter hayranlarında hayal kırıklığı yaratmış bu kitap.

     Bir Odadan Bir Odaya'da kızı Yılmaz Güney'i anlatmış, ben de okumaya başladım bile:)


       Herkese keyifli okumalar...

21 Mayıs 2014 Çarşamba

KARDEŞİMİN HİKAYESİ- Zülfü Livaneli



Doğan Kitap
330 sayfa

Zülfü Livaneli’nin kitaplarının ayrı bir yeri vardır bende. Yazarın Engereğin Gözündeki Kamaşma, Mutluluk, Leyla’nın Evi, Serenad, Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm romanlarını okudum. Çoğu kişi gibi ben de Serenad kitabının hayranıyım ve Serenad etkisi yaşayacağım umuduyla başladım bu kitaba.

Kahramanımız Ahmet Bey emekli bir mühendistir ve Podima’da tek başına, kitaplarla dolu bir evde (her odasının da insan duygularını konu alan bir adı var; Aşk Odası, Cinayet Odası, Kıskançlık Odası, İntikam Odası gibi) yaşamaktadır. Kitap, Ahmet Bey’in komşusu Arzu Hanım’ın öldürülmesiyle başlıyor. Bütün kitabın ağırlıklı olarak bu olay üzerinden yürüyeceğini zannetmiştim en başta, ama sayfalar ilerledikçe, cinayeti haber yapmak için Podima’ya gelen bir gazeteci kızın Ahmet Bey’le tanışması ve Ahmet Bey’in bu kıza ikiz kardeşinin hikâyesini anlatmaya başlamasıyla bu cinayet ufak bir ayrıntı olarak kaldı. Öyle ki bir cinayet işlendiğini bile unutup tamamıyla bambaşka bir hikâyeye odaklanıyorsunuz .

Kitap gayet akıcı, imgeler çok özgün (mor tavşanlar, su içen minareler, etlerini yediğimiz hayvanların hesap sorması gibi…okurken vaay beee nasıl da aklına gelmiş gibi bir yorum da yaptım hatta)Yazar bu romanında tarzını değiştirmiş, psikolojik gerilim türüne geçmiş, güzel de olmuş. Okudukça şaşırdığım, son sayfalarda ise tamamen ters köşe olduğum bir romandı. Serenad etkisi yaşadın mı derseniz tabi ki hayır derim ancak 2 günde okunabilecek, keyifli, akıcı bir roman arıyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.


Kitap Tanıtımından

Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalı'nın kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir. 

    Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız. 


      Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadeniz'in lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla hareket eden mor tavşanları izliyordum.