24 Ekim 2016 Pazartesi

MENEKŞELER ATLAR OBURLAR- Hüsnü Arkan


206 sayfa
Kırmızı Kedi Yayınevi
1. Basım: 2001
Kırmızı Kedi'de 1. Basım: Mart 2012
Kırmızı Kedi'de 4. Basım: Mart 2016

Hüsnü Arkan'ı ilk olarak Ölü Kelebeklerin Dansı kitabıyla tanımıştım. Kurgusu ve konusunu çok beğenmiştim. 

Sonrasında Mino'nun Siyah Gülü'nü okudum. O kitabını da çok severek, hayranlıkla okumuştum..

Sonraki kitaplarını ise hiç düşünmeden kampanya oldukça sepete attım.

Hatta yeni kitabı da çıkmış, Gülhisarlı Terziler...

Hemen onu da almak istedim ama ı-ıh kendime söz verdim, yılbaşına kadar kitap almayacağım:/ 

Görüyorsunuz ya kendime 2 aylık bi süre verdim, kimine göre kısa ama benim için çok uzun bir süre:) 

Henüz 1 sene kitap almayacağım gibi sözler vermiyorum. Zamanla belki o aşamaya da gelirim:) Çocuklara olduğu gibi kendime de tutamayacağım sözler vermiyorum prensip gereği:)

Neyse konuyu fazla dağıtmadan kitabımıza geçiyorum:)

İlk önce isminden söz etmek istiyorum. Menekşeler, atlar ve oburlar deyince kafamda  birbirinden gayet uzak şeyler şekillenmiş, bunları birbiriyle ilintilendirememiştim. 

Ama kitabı okuyunca güzel ve de amaca uygun bir isim olduğunu anladım.

Kahramanımız Hüseyin, küçük yaşta babasını kaybeder; annesi, halaları ve amcasının gölgesinde büyür.

Amcasının isteği üzerine ziraat mühendisliği okur ancak okul yılları buhranlı geçer; kendini, hayatını anlamlandıramaz, ağır psikolojik sorunlar yaşar.

Tek varis olması nedeniyle amcası, Hüseyin'in çiftlik yönetimini devralmasını ister ; ancak Hüseyin kendi yolunda gitmekte ısrar ederek bir meyhane açar...

Ve bir Cumartesi günü hayatının akışını tamamıyla değiştiren bir olay yaşar.

Hayatımızın baş rolünde miyiz, yoksa sadece bir figüran mıyız?

Hayatımızın kontrolünü gerçekten elimizde tutabiliyor muyuz, yoksa tuttuğumuzu mu sanıyoruz?

...

Hüsnü Arkan'ı daha önce okuduysanız tarzı yine aynı... Aynı akıcılık, aynı sürükleyicilik...

Kitapta çok güzel düşünülmüş ince ayrıntılar mevcut...

Mesela Hüseyin'in evsiz, sefil hayat sürenlere taktığı "Olkalar" lakabı...

Olka'nın açılımını önce Olumsuz Kahramanlar olarak yapıyor Hüseyin...

Sonra bunu "Oluşu Kabul Etmeyenler" olarak değiştiriyor...

Ve tabi salt kahramanlarımızın etrafında dönmüyor dünya...

Arka planda 12 Eylül ve sancıları da anlatılmış...

Keyifle okuduğum, ne olacak acaba diye gerildiğim bir kitap oldu ama belirtmeden de geçemeyeceğim, diğer iki kitabını daha çok sevmiştim Arkan'ın...

Altı Çizilenler:

"Kimi, duygularını salgılayarak dindiriyordu acısını. Bu salgı bulaşıcıydı. Havaya saçılan üzüntü bulutlarından dökülen göz yaşlarının, başkalarının acılarını da ıslattığını ve harekete geçirdiğini yaşamım boyunca çok gördüm."

"Hiçbir zaman bulunduğu yerde olamıyor insan, hep başkalarının gördüğü yerde oluyor."

"Acımanın alınyazısı olduğunu düşündüm. Kendimden başka her şeye, her duruma yönelen bu eşsiz duygu, alnıma öylesine karalanıvermişti."

"Ama şimdi, bir insanın kendini savunmak için nasıl bir bedel ödemesi gerektiğini iyi biliyorum. Bu bedeni yıllarca ödedim çünkü. Bir devlet için savunma harcamaları neyse, benim için de oydu. Ruhumdan verdim, ruhum yoksullaştı. Bir tank aldım örneğin; kişiliğime yönelik bir davranışı, bir sözü görmezden, duymazdan geldim. O tankın altında geleceğimin bir kısmı ezildi. Sonra helikopter aldım; birine 'hayır' demem gerekiyordu ama diyemedim. Küçüldüğümün, bir parçamın kopup gittiğinin farkına varamadım. Çocukluk düşlerimi tek tek satıp silahlandım. Oysa aynı bedeli ödeyerek o düşleri gerçekleştirebilirdim."

"Gazi olan, yaralanan benim ruhum oldu. Ruhumun vatanı için ödediğim her bedel aklımın kesesinden çıktı; günden güne yoksullaştım."

"Başka bir şeye sahip değilse, insan yalnızca hüzünle de idare edebiliyor."

"İlk gençliğimi düşle gerçek arasındaki çizgide geçirdim ben. 
Yanılsama ile yüz yüze gelmeden yaşayanlar ve bu yüzden yaşamlarını kendilerine ait bir şeymiş gibi hissedenler bu çizginin varlığından habersizdir. Ama orada bir yaşam alanı olduğunu bilenler gerçeğin hiç de göründüğü gibi olmadığını öğrenirler. Çünkü bu çizgi düşle gerçeği birbirinden ayırmakla kalmaz, aynı zamanda onları birbirine bağlar. İnanılması güç bir durumdur bu. Bir şey yaşarsınız ama aslında yaşadığınız başka bir şeydir. Hıçkırarak ağlarsınız ama aslında Kahkahalar atmışsınızdır. Sevgi, mutluluk, zafer hepsi birer yanılsamadır. Yaşam kurgudur, gerçek düştür. Yalnızca inancınızla biçimlenen bir avuç hamur. Neye inanıyorsanız, gerçek odur..."

"Hiçbir zaman, olması gereken yerde, olması gereken bir kişi olarak hissetmemiştim kendimi. Asıl varlığımı gerçekleştirememiştim. Birileri doğamdaki malzemeden çalmış, oburların sofrasına koymuştu beni. Ucuza mal olmuştum, uyduruk bir yemek gibiydim."

Kitap Tanıtımından:

İlk gençliğimi düşle gerçek arasındaki çizgide geçirdim ben. Yanılsamayla yüz yüze gelmeden yaşayanlar ve bu yüzden yaşamlarını kendilerine ait bir şeymiş gibi hissedenler bu çizginin varlığından habersizdir. Çünkü bu çizgi düşle gerçeği birbirinden ayırmakla kalmaz, aynı zamanda onları birbirine bağlar. Bir şey yaşarsınız ama aslında yaşadığınız başka bir şey-dir. Hıçkırarak ağlarsınız ama aslında kahkahalar atmışsınızdır. Sevgi, mutluluk, zafer, hepsi birer yanılsamadır. Yaşam kurgudur, gerçek düştür. Yalnızca inancınızla biçimlenen bir avuç hamur. Neye inanıyorsanız, gerçek odur.

İzmir yakınlarındaki küçük bir kasabada yaşayan varlıklı bir ailenin tek çocuğudur Hüseyin. Malların ve çiftliğin yönetimini yüklenen amcası, geleneklere uymayıp meyhane işletmeyi seçen babası, menekşe kokulu annesi, çiftlikteki sevgili atları, yengesi, halaları ve komşu kadınlar arasında büyür. Ancak hep mutluluk içinde geçmez kasaba hayatı. Babasını küçük yaşta kaybeder. Okulda ise sorunlu bir öğrencidir, yine de kazanır üniversiteyi. Kişiliğindeki bölünmeler o yıllarda başlar. Ve bir Cumartesi günü bütün yaşam öyküsü değişir; her şey tersine dönmüş, birbirine geçmiş, ortada kendisinin figüran olduğu bir oyun kalmıştır. Yakın tarihin yaşanmış siyasi olaylarına yapılan göndermelerle dokunmuş Menekşeler Atlar Oburlar, bir düş kırıklığının, boşa geçen, kaybedilmiş bir hayatın romanı. 

2 yorum:

  1. Hüsnü Arkan'ı sanatçı olarak severim, yazar yönüyle de tanışacağım umarım :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. insan hem müzikte hem yazarlıkta çok başarılı olabilir mi yaa! kıskanılası bir durum valla:) tanışmalısın yazar Hüsnü Arkan'la da:)

      Sil