30 Eylül 2015 Çarşamba

KIZIM OLMADAN ASLA- Betty Mahmudi



407 sayfa
Sonsuz Kitap
Çeviri: Çiğdem Samsunlu

Kızım Olmadan Asla'nın filmini küçükken yarım yamalak izlemiştim, tabi ayrıntılar yoktu kafamda. Geçen gün çocuklarla pikniğe giderken alelacele bunu seçtim kitaplıktan, akıcılığı hususunda bir tereddütüm yoktu çünkü:)

2 günde bitirdim kitabı:) Heyecan seviyesi gayet yüksek olduğundan elimden bırakamadım, gecenin kör bir vaktine kadar okudum:) 

Bir zamanlar sevdiğin ve tanıdığını sandığın bir adamın, bir yabancıya dönüşmesi, şiddet uygulaması ve buna katlanmak zorunda olmak...

Betty, genç yaşta yaptığı evliliğinin boşanmayla sonuçlanmasının ardından 2 çocuğuyla hayata yeniden başlar. Aslında evliliğe karşı, boşanması sebebiyle, bir önyargısı vardır ancak  uzun yıllar boyu Amerika'da yaşamış olan ve bir Amerikalı gibi düşündüğüne inandığı İran asıllı Mudi'nin sevgi dolu yaklaşımı, ince düşünceleri, çocuklarına karşı bir baba gibi davranması nedeniyle bu önyargısından kurtularak Mudi'yle evlenir. Bu evlilikten Mehtap adında bir de kızı olan Betty, kızı 4 yaşındayken Mudi'nin 2 haftalık bir İran tatili teklifini reddedemez ve kabusu başlar.

İran'da, kat kat kalın kıyafetlerin, çadorun (bir çeşit çarşaf) altında tacize de uğrar, öldüresiye dayak da yer kocasından, çorabı düştüğü gerekçesiyle pasdarlar (devrim muhafızlarına verilen ad, kadınların giyim kuşamlarına, iyice örtünüp örtünmediklerine dikkat eden muhafızlar) tarafından da durdurulur... Kızının elinden alınacağı korkusunu iliklerinde hisseder... 

Betty, kocasının kendisine merhamet etmesi ve kocasını Amerika'ya geri dönmelerine ikna etmek için Kur'an'ın ingilizce çevirisini okumaya başlar.  

Bu bağlamda kitapta, Nisa suresinin 34. ayetine değinilmiş;

"...Eşlerden biri eşine karşı çıktığında önce durumu bildiğini belli etmeli, sonra yatağından kovmalı o da işe yaramadığında dövmelidir..."

Betty tabi ki Kur'an'dan umudunu keser.

Hemen burada bir parantez açmak istiyorum:

Nisa suresinin 34. ayetinin güncel meali Diyanetin sitesinde şu şekildedir :


"Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür."

Ayetin tefsiri bir hayli uzun olmakla birlikte can alıcı kısım aşağıdadır:

 "Dövme tedbiri ve hükmünün- bu ayet dışında- en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz kadınların dövülmesini menetmekte, eşlerini dövenlere "hayırsız" demekte, bu davranışla aynı yuvayı ve yatağı paylaşmanın bağdaşmazlığına, insani ve ahlaki olmadığına dikkat çekmektedir."

Kendisinden bir dönem ders alma şansına sahip olduğum Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün'ün Çağdaş Dünyada Din ve Dindarlar adlı eserinin 94 ve 95. sayfalarında konuya ilişkin olarak şöyle denilmektedir:

" Ailenin devamını sağlamak adına, kadının incitilmesini (darp) meşru görmek kabul edilemez. "Koca aile reisi olduğuna göre ..." diyerek kadına karşı girişilecek böyle bir incitme eylemine meşru bir temel bulmaya çalışmak da anlaşılır gibi değildir. Nüşuz terimini, kadının kocaya itaatsizliği olarak anlamak da yanlıştır. Kadın kocasına itaat etmek üzere evlilik birliğine imza atmış değildir. Evlilik eşit ortakların kurduğu bir ilişki biçimidir; dolayısıyla bunun aile içi geçimsizlik olarak anlaşılması gerekir. Böyle bir durumda, taraflardan birinin sırf gücü kuvveti yerinde diye zayıf olan tarafı yola getirmek için şiddet uygulanmasının önerilmesi ahlak ve adalet anlayışına sığmaz. Üstelik darb müessir fiildir, kanun eliyle (yargılama sonucu) uygulanır ve bunun için ciddi bir suçun varlığı sabit olmalıdır. Geçimsizlik böyle bir suç değildir ve darb cezası ile geçimsizlik arasında suç ve ceza bakımından orantısızlık vardır. O halde darp, bulunan mekandan uzaklaşmak (kadının veya erkeğin evden sürekli olarak ayrılması), sakinleşmeye, düşünme imkanı bulma fırsatı olarak da değerlendirilmelidir.
 Arap toplumunda erkeklerin kadınları dövdüğü için böyle bir hükmün tarihsel olarak Arap toplumuna hitap ettiği, günümüzde böyle durumlarda dövmenin önerilmediği söylense de böyle bir açıklama tutarlı değildir. İnsanlara hitap ederken ahlaki endişelerden hareket eden ve insanların bulundukları kötü hali iyiye çevirme gibi bir hedefi olan dinin, eşlerini döven zorbaların bu hallerini muhafaza etmelerini sağlayacak bir dil kullanmasını beklemek, vahiy ve insan anlayışımızı kökten sakatlayacak türdendir. Bu ayete dayanarak eşlerine uyguladıkları şiddeti meşrulaştıran bu zorbaların işledikleri günaha, ayeti "dövme" anlamını veren Kur'an yorumcularının da ortak olduğunu söylemek durumundayız."

Çok uzattım farkındayım parantezi kapatıyorum!:) 

Son olarak diyorum ki,

Her kadının okuması gereken, ne kadar şanslı olduğumuzu bir kez daha gözler önüne seren önemli bir kitap...
   

12 yorum:

  1. kitabı okumadım ama filmi delirerek izlemiştim biz gerçekten de çok şanslıyız da farkında olana tabi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kitabı okurken nasıl gerildim, daraldım anlatamam! bi de tüm bunları yaşasam...offff...

      Sil
  2. söz konusu ayette "darabe" fiili geçmektedir. ve bu fiilin onlarca anlamı vardır, Kur'an'da "dövmek" anlamında neredeyse kullanılmamıştır.
    Bu ayetteki kullanımı da darp etmek değildir. Burada kastedilen "uzaklaştırma"dır. Medeni hukukumuzdaki boşanma öncesindeki 6 aylık ayrılık süresinin bir benzeridir kastedilen.. Ayrı kalmak, zaman tanımak, sakinleşmek için ortamdan uzzaklaşmak gibi de düşünülebilir.. Kur'an'ın başka neresinde adam dövün, öldürün diyor da burada söylesin? En büyük kötülükleri yapan kişilere iyilikle yaklaşılması, kötü davranana dahi güzel sözle karşılık verilmesini söyleyen kitap, kocaya "itaat" etmeyen kadının nasıl dövülmesini öğütler? Cenneti anaların ayakları altında tabir eden bir din bunu nasıl söyler? Doğan çocuğunu emzirme gibi bir zorunluluğu olmayan, eşinin imkanlarına göre süt anne tutma gibi bir hakkı olan kadın bu kadar sıradanlaştırılabilir mi?
    Bu alan erkeklerin ne kadar da hakim olduğu alan ki, haince tercümelerde bulunuyorlar! Kur'a'nı lafzen ve bütün olarak değerlendirmek, sadece türkçe karşılıklarıyla değil genel mantığıyla çözümlemek lazım.. Malesef bunu yapabilen çok az kişi var.. Çok kanıma dokunan bir husustur, söylemeden geçemedim. Uzun olduysa kusura bakmayın.. İşinin ehli birini bulursanız danışabilirsiniz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok mutlu oldum yorumunuza iyi ki yazmışsınız!:) söylediklerinizin tümüne katılıyorum! iyiyi, güzeli, doğruyu, erdemli olmayı öğütleyen Kur'an'dan aksi bir anlam çıkartmanın mantığa uygun olduğunu düşünmüyorum! zaten bu yüzden yazımda parantez açtım, kaynakları olduğu gibi aktardım. Arapça çok zengin bir dil ve darb kelimesinin ayrılmak, uzaklaşmak anlamına da geldiğini Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün Hocamızın eserinden alıntı yaparak vurgulamak istedim. Yalnız ben mealin değiştiğini zannediyordum o yüzden diyanetin sitesinden aldım güncel hali olsun diye. Ancak orda da "hafifçe dövün" cümlesini görünce çok üzüldüm zira insanlar direkt meale bakarlar, tefsire veya diğer kaynaklara bakma ihtiyacı pek duymazlar. Bu hususa yazımda yer vermek istememin bir nedeni de buydu! hasbelkader birileri yazımı okur ve "aaa darbın bu anlamı da mı varmış, aslında bu mu demek istenmiş" der belki diye düşünmüştüm... Ve dediğiniz çok doğru Kur'an'ı bir bütün olarak okumak anlamak; ayetlerin indiriliş zamanı, ortamı, hangi olay üzerine indirildiğini öğrenmek çok çok önemli! tekrar teşekkür ederim yorumunuz için, sevgiler...

      Sil
  3. Yıllar önce okudum. Çok etkilenmiştim. Yıllar boyunca da ara ara aklıma geldi, özellikle kamyonet kasasında donarak yaptıkları yolculuk.
    Tabi ki islam dininin külliyen yanlış anlatıldığını düşünüyorum ve müslümanlık üzerinden kendini tanımlayan her bireyin kuran'ın farklı açılardan yapılmış tefsirlerini okuması gerektiğini düşünüyorum. Ancak o kitapta şu ''Amerikalıyım ben, geri kalan herkes yanlış'' anlayışına ve alttan alta giydirmelerine bugünkü aklımla sinir oluyorum.
    Homeland diye bir dizi var, amerikalılar açık açık ' Gerekirse kendi adamımızı da öldürürüz, çocukları da katlederiz'' diyorlar ama hep şu var: Müslümanlar cahil, terörist, tek dertleri amerikanın ulusal güvenliğini bozmak. Dizinin bütününden verilen mesaj bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok zor şartlarda ve gerçekten mucizevi bir şekilde kaçmışlar!
      Alttan alta Amerikan propagandası yapan kitaplara ben de sinir oluyorum; hüsrana uğruyorum kitap bitince, ben bunun için mi onca sayfa okudum diyorum hatta ne yalan söyliim:) Kendilerini övecek, kahraman gösterecek bi şeyler bulmuşlardır kesin diyerek amerikan filmlerini de pek izlemem.
      Ama bu kitapta yazara kızamadım, zira onun yerinde olsam, müslümanlığı böyle bir ortamda tanısam ve yaşadıklarını ben yaşasam belki ben de böyle düşünürdüm, "Kur'an'da "dövün" diye emretmiş zaten, gözünü seveyim hristiyanlığın" da diyebilirdim, bilemiyorum...
      ay iyi ki izlememişim o diziyi de, çok gıcık bi durum zira!

      Sil
  4. selam fılmını seyrettim cok etkıleyıcıydı ama okumak ayrı bır zevk arkadasım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle! filmi izlemeden önce kitabını okumayı tercih ederim ben genelde! filmini izlerken de bir çok ayrıntının atlandığını görüp "hadi yaaa şurayı atlamışlar, ama bak burda şu da vardı" demek ayrı bir zevk benim için :)

      Sil
  5. hımm annemde var okusam mı yaaa :)

    YanıtlaSil
  6. süper etkiliydi filmi , sanıyorum , net değil kafamda ama kitabı okunur :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de çok iyi hatırlayamıyorum filmi:) kitap çok etkili ama :) ha şimdi kaçacak, offf niye böyle oldu şimdi yaaa diye diye okudum:)

      Sil